Geçen Haftanın Özeti

Ne zaman bir yoğunluk içinde olsam kendimi bambaşka yerlerde buluyorum. Kendimi bu şekilde kabul etmek zorundayım galiba 🙂 ….

İnsan mutlu olmak için yaşar. Mutlu olmak için çalışır. Mutlu olmak için para kazanır ve yine mutlu olmak için kazandığı parayı çar çur eder. İsmine ne derseniz deyin bu böyle kısır bir döngü işte. Bilmiyorum ama bazı şeyleri sevmeden yapsanız da bu işiniz dahi olsa yine mutlu olmak için bir yol buluyorsunuz. Yeni hobiler ediniyorsunuz mesela..Ben de bu yaz planlarıma fotoğrafçılık ve tenisi ekledim.Fotoğrafçılık bana hikaye yada an yazmak gibi geldi. Sizi iç dünyanız ile barıştırıyor. Bir hikaye yazıyorsunuz. Baş kahramanları, figüranları dekoru olan bir anı resmediyorsunuz. Fotoğrafçılıkta şuan için rakibim Profesyonel makinanın taa kendisi, neden profesyonel makine dediklerini şimdi daha iyi anlıyorum, şahsen kendileri auto mode’da benden daha iyi çekim yapıyor. Ama gün gelecek senden daha iyi çekim yapacağım Nikon 😉

Geçen hafta endoskobinin tadına baktım. Geçen yıl da aynı doktora gittiğimde elle muayene ederek gastrit teşhisi koymuştu. Fakat bu yıl benzer şikayetler ile gittiğimde artık endoskobi zamanı geldi dedi. Ben de sıramı aldım o büyük günü beklemeye başladım. Benden önce üç kişi sağlam olarak girip tekerlekli sandalye ile çıkınca, biraz korkmadım demem yanlış olmaz 🙂  İsmim okunup içeri girdiğimde birisi ellerimi arkadan bağladı, herhalde operasyon sırasında etrafı fazla dağıtmayayım diye ellerimi bağlıyor dedim 🙂 (sanki dar ağacına gider gibiydim) ve  İlk işim bayan hemşireye narkoz vereceksiniz dimi dedim. Vereceğiz dedi… Ohhh dedim içimden 🙂 Operasyona başlamadan önce Burnuma oksijen  maskesi taktılar narkozu da damar yolundan değil yine burundan gaz ile verdiler. Burnum tıkalıydı o gün aslında :P.. şaka şaka ….  sabah burnumu sprey ile açmıştım 🙂 Neyse uyutulup uyandıktan sonra o kadar hortum yuttuk dedim sonuç belki farklı olur dedim ama sonuç yine  Gastrit’ti 🙂 Kader işte….

Bazen bir arkadaşınla ortak bir hedef için yola çıkarsın da arkana baktığında kimsenin olmadığını görürsün ya bu hafta bunu çok iyi hissettim. Satış vs. değil tabiki ama ikinci planda olmak üzücü bir şeymiş… Galiba yaptığım işi fazla önemsiyorum ve sevdiğim insanlara fazla değer veriyorum…

(Sonraki yazım “El falı” üzerine olacak muhtemelen 😉 )

Share Button

İçimizdeki Şamanlar

Soyadımın Şaman olması nedeniyle, girdiğim her ortamda muhakkak buradan bir soru ile karşılaşıyorum. Yani karşı taraf için ne kadar ilginç bir soyisim olsa gerek ki bazen şöyle soru sorulabiliyor. Örneğin: “ Şaman mısınız?” Bu soruyu soranın aklında nasıl bir dünya var merak ediyorum, Soyad ile Gerçek hayat arasında bir pozitif korelasyon kurmuş. 😀 Ama şunu da merak ediyorum, Soyadı, “Döşeyen” olan bir kişi ile karşılaştığında da aynı soruyu sorabilme cesaretini gösterebiliyor mu ? 🙂

Ailemin önceki soyadı “Kartal” mış. 1960 – 1970 arasında neler oluyor bilmiyorum ama Dedem Urfa’nın Suruç ilçesindeki şuan ki ismi “Özgören”  o zamanki  ismi “Şaman” olan köyün ismini koyuyor. Fakat işin ilginç tarafı araştırmalarıma göre “Kartal vs Şaman” arasında da bir bağlantı var. Buryat efsanesine göre tanrılar, insanı yarattıktan sonra, kötü ruhlar,s-1d7fee0fce0baac89eaa207d45992bf0483d53b2 hastalık ve ölüm yaymaya başlamış. Bunun üzerine bu kötü ruhlarla mücadele etmesi ve insanlara yardım etmesi için tanrılar bir şaman göndermeye karar vermiş. Ancak şaman olarak gönderilen kartalın dilinden anlamayan insanlar, kartala güvenmemiş. Bunun üzerine kartal, tanrılara dönmüş ve kendisine insanlarla konuşma yeteneği verilmesini ya da onlara kendi cinslerinden bir şaman gönderilmesini dilemiş. İkinci dileği kabul olan kartal, insan kılığında tekrar dünyaya gönderilmiş. Geri dönen kartal, ağacın altında uyuyan bir kadın görmüş ve bu kadınla birlikte olmuş. Bu birlikteliğin sonucunda ilk Şaman çocuk dünyaya gelmiş. Tabi bu sadece efsane… Noolur bunu da gerçek zannetmeyin ortalıkta saçma şeyler duymayayım sonra…. 🙂

İşte Şamanlardan Günümüze kadar gelen Gelenekler…

Gidenin Arkasından Su Dökmek: Gidenin arkasından, su gibi çabuk dön, kazasız belasız git” demek için su dökülür. (İTÜ Prof. Orhan Kural karşı çıktığı bir ritüeldir 🙂 )

Türbelere/Ağaçlara Çaput bağlamak: Her Cuma günü Şehzadebaşı Cami bahçesindeki yaşlı ağaç çevresinde toplanan yaşlı kadınların yaptığı hadisedir. Her halde Cuma günü Şamanlar için de kutsal ki bu kadınlar sadece Cuma gününü seçiyorlar.(Şunu merak ediyorum, genelde insanlar ya tek bir dine inanıyor ya da hiç inanmıyor ama birden fazla dine inanan insanlara ne deniyor 🙂 çünkü burada böyle bir şey var sanırsam) Aslında müslümanlıkta yeri olmayan bir davranıştır. Çaput bağlamak yada mum dikmek şamanizm inancında dilek dileme şeklidir. Küçük kumaş parçaları genel olarak ağaçlara, yaşamın sembolü olarak kabul edildiğinden dileğin gerçekleşmesi için bağlanır.

Kurşun Dökmek: Şaman ritüelinde “”kurşun dökme”” anlamına gelen ““kut kuyma”” adı verilmiş olaydır. İnsana musallat olan kötü ruhların olumsuz etkisini ortadan kaldırmaya yönelik olarak çok eski dönemlerde uygulanmış bir ritüeldir. Günümüzde müslümanlar cinlerden arınmak için uygulamaktadır. Türkiye dışında müslüman ülkelerde görülmemektedir.

Kırmızı Kurdele: Kırmızı kurdelenin anneyi ve yeni doğan çocuğu şeytana karşı koruduğuna inanılır. Gelinliğin üzerine bağlanan kırmızı kurdele, Yüzük takma törenlerinde yüzüklere bağlanan kırmızı kurdele, Okumaya yeni geçmiş çocukların yakasına takılan kırmızı kurdele hep uğur ve kısmeti temsil eder. Kötü ruhların şerrinden koruduğuna inanılır.

40 Sayısı: Eski Türk inanışına göre ruh, bedenden 40 gün sonra terk edermiş. Vefat edenin 40’’ın çıkması deyiminden hatırlarsınız 😉 . Ayrıca Türk destanlarında, 40 sayısı çokça yer alır. Manas destanında, Dede korkut hikayelerinde 40 yiğitler görülmektedir.

Yıldız Kaydıktan Sonra Dilek Tutmak: Şamanlar, tabiatta her canlının bir ruhu olduğuna ve bu ruhlarının da dileklerin gerçekleşmesine aracılık ettiğine inanılırmış. Dilekler gerçekleşmese bile dilek tutmanın insana bir mutluluk duygusu ve pozitif enerji verdiğini de eklemek gerekir.

Nazar: Bazı insanların bakışlarının karşılarındaki kimselere rahatsızlık verdiğine , kötülük yaptığına inanılır.  İşte ona karşı  Nazar Taşı icat edilmiştir… (Her ne kadar yeni bir çağ açıp kapatmasa da iyi bir buluş 😀 )

Misafir Odası Kavramı : Bilirsiniz erkeklerin o zamanda şimdi de anlayamadığı bir konu (Yüzyıllardır Gizemini hala koruyor )….Zaten İngilizcede ya da diğer dillerde de karşılığı yoktur. Şaman çadırlarında özel konuklar için ayrılmış bölmeler bulunurmuş, hatta çocukların bu odalara girmesi bile uğursuzluk olarak kabul edilirmiş.

Mevlit Okumak: Şamanlar ayinlerinde davul ve kopuz kullanırlarmış. Şaman geleneğinin devamı olarak Anadolu’da Hz. Muhammed’’in ve Hz. Ali’’nin hayatları müzikle okunmaktadır. Ayrıca mevlit ve ilahiler sadece Anadolu’da uygulanan müzikli anlatımlardır.

Özellikle Kastamonu ve Sinop çevresinde karşılaştığım  “Satı” veya “Satılmış” ismi: Şamanizm’e göre her iyinin bir de kötüsü olma durumu nedeniyle her yeni doğan bebek, eve aynı zamanda ölüm de getirirmiş ve zayıf gördüğü çocukları beraberinde götürürmüş. İnanca göre yeni doğan çocukları ölümün pençesinden korumanın en güvenilir yolu, çocuğu geçici bir süre için komşulara ya da tanıdıklara vermekmiş. Bebek başkalarına verildikten birkaç hafta sonra ölümün ziyaret edip gittiği farz edilirmiş ve çocuk komşu ya da tanıdıklardan sembolik bir hediye karşılığı tekrar geri satın alınırmış. Olay belli bir süre de olsa, satılıp geri alınma ile sonuçlanması nedeniyle bu bebeklere “Satı” ya da “Satılmış” ismi konurmuş. (Leasing gibi bir şey herhalde 🙂 )

O kadar konuştuk sonra bana sorulan soruyu tekrar cevaplarsak: (Şaman mısınız ?)
Eğer günümüzde namaz kılmadan, oruç tutmadan da  kendimize nasıl Müslüman diyebiliyorsak o zaman yukarıda saydığım gelenekleri yaptığımızdan dolayı da kendimize “Şamanız” da diyebiliriz 🙂 Hadi hepimize geçmiş olsun…. 🙂

Share Button