Coffee Break

Çay mı kahve mı sorusunun cevabını bu sefer kahve diye cevapladığınızı varsayarak sizlere kahvenin kısa tarihini ve kahve çekirdeklerinden bahsedeceğim.

Evet şimdi parmakları çıtlatalım ve Kahvenin tarihine giriş yapalım:

Kahve, M.S. 800 yıllarına dayanmaktadır. Etiyopda “Kaldi” adında bir çobanın güttüğü keçilerin kahve meyvesini yedikten sonra canlanmalarını fark etmesiyle başlamış sonra kendisi de bu meyveyi denemeye karar vermiş ve yedikten sonra tıpkı keçiler gibi hissettiği güç ve mutlulukla o da yerinde duramamış hatta taklalar atıvermiş (“Keçilerini mi kaçırdın!” deyimi de herhalde ilk defa o zaman söylenmiş 😊) Çoban Kaldi uzun süre ibadet eden keşişlerin çok seveceğini düşünmüş ve onlara vermiş, onlar da bu gizemli meyvenin tadını bahsedilen kadar beğenmediklerinden hepsini ateşe atmışlar. Kısa süre sonra lezzetli aroma, burun deliklerine dolunca keşişler meraklanmışlar ve kavrulmuş meyvelerden bir içecek demlemişler. Aromalı kokusu ve tadını o kadar çok beğenmişler ki, bunu Tanrı’nın bir hediyesi olarak görmüşler; Kahve sayesinde bütün gece ayık kalmışlar. Böylece kahve tohumunun ünü, kısa süre içinde bölgede yayılmaya başlamış.

Kahvenin Osmanlı Devleti ile tanışması….

Osmanlı İmparatorluğu Yemen’e doğru genişledikçe, biraz geç de olsa 1500 yıllarında, Yemen Valisi, kahveyi İstanbul’a getirmiş ve Kanuni Sultan Süleymanı kahveyle tanıştırmıştır. Artık o andan itibaren Türk kahvesi, sarayın görkemli salonlarında, kırk kişilik kahveci ustaları tarafından sultana servis edilecek bir içeçek olur, hatta haremde cariyelere de doğru kahve pişirme dersleri verilir. Buraya küçük bir detay daha eklemekte fayda var. Pera müzesini gezenler elbette hatırlacaktır, Yemen valisi İstanbuldan geri döndüğünde şöyle demiştir, bir gün kulpsuz fincan ile servis yapan yaverine sen bunu en iyisi İstanbul’a götür orada ne de olsa buna bir kulp takarlar demiştir. İşte “Kulp takma” deyiminin nereden gelmiş olduğunu da ben de orada öğrendim 😊 Artık Valiyi ne kadar zorladılarsa 🙂 … Neyse lafı çok da uzatmadan; ilk kahvehane yine o yıllarda tahtakalede açılmıştır ve kısa sürede kahvehaneler, insanların bir araya gelerek kahve içtikleri, tartıştıkları, fikir alışverişinde bulundukları mekânlar oluvermiştir (Yani ilk starbucks fikri de bizden çıktı 😉)

Kahvenin Avrupa’ya Yolculuğu

Evet Kahve ile Osmanlıları da fethettikten sonra, şimdi sırada Avrupa var. Tarihte ilk kez, Venedikli tacirlerin 1600 yıllarında, ilk kahve tohumlarını Venedik’e götürmeleriyle gerçekleşmiştir. Böylelikle İtalyanlar’ın da asla vazgeçemedikleri kahve tutkuları başlamış olur 😊 . Daha sonraki yıllarda Batı Avrupa’nın büyük bir bölümü de kahvehanelerle dolup taşmaya başlar. Hatta içinde büyük yazarların, bestecilerin ve aydın kesimin de toplanma yeri olmuştur kahvehaneler.(Voltaire, Beethoven ve Mozart).Bugün İtalya’da günde otuz sekiz milyon fincan kahve tüketildiği söylenmektedir.

Kahvenin Orta ve Latin Amerika’ya Yolculuğu

18. yy Amsterdam valisi, Fransız Kralına hediye olarak küçük bir kahve bitkisi armağan eder. Kral da bitkinin Paris’teki Royal Botanik Bahçesi’ne dikilmesini emreder. Yine o yıllarda Fransız donanması sömürge birlikleriyle birlikte bitkiden tohum alarak, oldukça zorlu bir yolculuğa çıkarlar. Sonunda Fransız sömürgesindeki Karayiplerdeki adaya kahve tohumunu dikerler. Tohum, 50 yıl içerisinde adada toplam 18 milyon kahve ağacı yetiştirilmesini sağlar. Getirilen bu tohum; aynı zamanda Güney ve Orta Amerika’da yetiştirilen tüm kahve ağaçlarının da atası kabul edilir. Böylece kahve tüm dünyaya yayılmış olur.

2 tür Kahve Çekirdeği: Arabica mı Robusta mı

Bir coffeshop’a gittiğinizde çeşit çeşit kahve çekirdekleri görürsünüz, vay arkadaş dersiniz amma da çok çeşit varmış dedirttir (Guatamala, Kenya, etiyopia vs.) , oysa bütün kahveler %99+ oranda iki ana tip altında toplanır. Robusta ve Arabica. Dünya üretiminin yaklaşık %75’ini Arabica çekirdekleri oluştururken, %25’i ise Robusta’dır. Gelelim aralarındaki ana farklara.

TAT:

Arabica çekirdekleri, yumuşak içimlidir, damakta genelde meyve aromalı bir tat bırakırlar.Robusta çekirdekleri, sert ve yoğun, damakta genelde topraksı tat bırakan çekirdeklerdir

ÜRETİM KOLAYLIĞI:

Robusta çekirdekleri doğa şartları ve iklim koşullarına daha dayanıklıdır bu nedenle üretilmeleri daha kolaydır. Düşük rakımlarda rahatlıkla yetişebilir. Robusta kahve ağacı, Arabica kahve ağacına göre daha fazla ürün verir.

ŞEKİL:

Robusta çekirdekleri, Arabica çekirdeklerine göre daha yuvarlaktır. Arabica çekirdeklerinin görünümü daha çok oval yapıdadır.

BÖLGE:

Robusta çekirdekleri genellikle, doğu yarım küre de yetişirler. Vietnam, Endonezya, Hindistan ve kısmen Afrika’nın doğusundaki ülkeler en bilinen Robusta yetiştiricileridir.
Arabica çekirdekleri ise Afrika, Papua Yeni Gine’nin yanı sıra asıl olarak Güney Amerika’da üretilir. Kolombiya aldığı son kararla Robusta çekirdeği yetiştirmeyi bırakmıştır.

TERCİH:

Genelde Arabica çekirdekleri tercih edilir. Robusta çekirdeğinin satıldığına genelde denk gelmezsiniz. Bunun ana sebebi tek içiminin tat ve sertlik nedeniyle zor olmasıdır, bu nedenle daha çok düşük oranda harman kahvelerde kullanılır. Eğer doğru harmanlanırsa Arabica çekirdeklerinin verdiği tat altında bıraktığı sertlikle hem tadı güçlendirir hem de ortalama kafein miktarını artırır ama ikinci bardağı içmek yine de çok içinizden gelmeyebilir. 😊

Neyse efendim ben lafı fazla uzatmayayım:

İçtiğiniz kahveler hep forest gump tadında olsun.

Yani biraz tatlı-hüzünlü ama güldüren saf ve temiz bir film tadında olsun.

Afiyet olsun… 🙂

Share Button